3.11.13

5. DİRENİŞİN SESLERİ


/// Gezi direnişinin ilk günlerinde Gezi Parkı’nda karşılaştığımızda ses kaydı alıyordun. Sonrasında almaya devam ettiğini biliyorum. Gezi kayıtlarından nasıl bir proje çıkacak ortaya? Merak eden okurlar örneklerini internette bulabilir mi?
Gezi direnişi süresince olayların işitsel boyutunu olabildiğince kaydetmeye çalıştım. Hem İstanbul’da hem de Ankara’da kayıtlar yaptım. Direnişin kişisel, işitsel bir hikayesini ortaya çıkardım. Değiştirilmemiş, müdahale edilmemiş halleri ile bir sinema filmi gibi kurguladığım bu dış ses kayıtlarından oluşan albümü gelecek sene 31 Mayıs 2014’te yayınlamayı planlıyorum. Büyük direnişin başladığı günün yıldönümünde.
/// Gezi, mizah yanı güçlü, yaratıcı ve cesur bir deneyim. Gezi Sanatı hakkında ne düşünüyorsun? Direnmuzik.com gibi albüm projelerini veya tekil üretimleri dinleme imkanın oldu mu?
Gezi direnişi sırasında sokaklarda hem görsel hem de işitsel olarak çok esprili ve yaratıcı işler vardı, bu kesin. Direnmüzik sitesindeki çalışmaların bir bölümünü dinledim ve açıkçası genel olarak yüzeysel buldum. Direniş hakkında eser yaratmak isteyen arkadaşlar gerçek hikayeyi değil de kendilerini anlatmışlar gibi geldi bana. 21. Yüzyılın ilk büyük gençlik hareketi hakkında yapılan bir eserde her gün duyduğumuz basit “loop” ları kullanmanın ne anlamı var ben kavrayabilmiş değilim. Polisten kaçıp sığınılan yerlerdeki duvarların perküsyon gibi çalınıp anında işitsel eserlerin ortaya çıktığı bir direnişten bahsediyoruz. Bu kadar yaratıcı bir direnişin daha yaratıcı eserler hakettigini düşünüyorum ben açıkçası.
/// Memleket dışındaki konserler, performanslar nasıl gidiyor? Son zamanlarda seni en çok heyecanlandıran işbirlikleri hangileri oldu?
Son olarak Marsilya’daydım yeni bir eserin prömiyeri icin. Sadece Marsilya şehrinin seslerinden üretmiş olduğum bir çalışmaydı bu. 6 Kasım’da Borusan Müzik Evi’nde dünyaca ünlü çağdaş müzik topluluğu Bang on a Can All-Stars için bestelemiş olduğum yeni eserimin dünya prömiyeri yapılacak. Eserin ismi “Tales of Oppression and Resistance”. Ekonomik, politik, cinsel birçok farklı baskı sistemleri ve onların eleştirisi üzerine kurulu bir çalışma.
/// Bu sene bir de film müziği çıktı değil mi? Nasıl şekillendi proje?
Yönetmenliğini Melisa Önel’in, yapımcılığını Bulut Film’in yaptığı “Kumun Tadı” nın müziklerini besteledim. Film çok yakında yurtdışı festivallerde gösterilmeye başlanacak. Benim çok sevdiğim, ses tasarımı ve müziğin birbirini çok iyi bütünlediği bir film oldu.
/// Türkiye’de üretilen film müziklerinde ciddi sıkıntılar var. Pek çok filmde hazır ses arşivlerinden fazlasını bulamıyorsunuz. Festival jürileri film müziğine ödül vermekte güçlük çekiyor. Bu durum nasıl aşılabilir?
Bu durum ancak çağdaş estetikleri bilen yeni bestecilerin sektöre daha çok girmesi ile biraz olsun aşılabilir. Burada ana birkaç problem var. Birincisi ana akım filmlerin estetik anlayışı ile alternatif sinema, festival filmi diye adlandırılan akımın anlayışının birbirine neredeyse taban taban zıt olması. İkincisi arşiv sesleri dışında yeni sesler ve anlatımlar talep etmeyen yapımcılar ve yönetmenler. Üçüncüsü film ve karakterlerin dünyası ile ilgisi olmayan arabesk melodiler ile dizi müziği yapmaya alışan müzisyenlerin sürekli kendilerini tekrarlayarak bu yanlış estetik anlayışı aşamamaları. Senaryo, teknik donanım, oyunculuk, montaj gibi konularda kendini sürekli yenilemeye ve geliştirmeye çalışan sektörün ses tasarımı ve müzik konusunda bu kadar geri kalmış olması, üzerinde durulması ve incelenmesi gereken bir durum kanımca.
/// Müziklerini sevdiğin yerli yapımlar var mı? Seni çok etkileyen veya örnek gösterebileceğin?
“Şimdiki Zaman” filminin minimal müzik ve ses tasarımını beğendim. Alternatif Türk sinemasındaki müzik ve ses tasarımı ana akım sinemaya göre çok daha başarılı. Popüler Türk filmlerinin müzikleri çoğunlukla kötü dizi müziği gibi tınlamakta.
/// Türkiye’de bir-iki yönetmen dışında ses tasarımına özenen sinemacı yok. Bu konuda neler demek istersin? Ses konusunda kendini eğitmiş uzmanların eksikliği büyük problem değil mi?
Ses tasarımı konusunda bilgili, deneyimli, tutkulu bir kuşak bizimkisi. 2000 yılında ITÜ MIAM açılana kadar Türkiye’de ses mühendisliği konusunda eğitim alınabilecek bir kurum yok idi. ITÜ MIAM ve diğer kurumlardan mezun olanların bir bölümü müzik, diğer bölümü sinema endüstrisine yöneldiler. O yüzden farkında isen son 10 sene içerisinde yayınlanan albüm ve filmlerin ses kalitesinde genel bir yükseliş var. Ses tasarımının önemi konusundaki farkındalık daha yeni yeni gelişiyor.
/// Genç kuşakta sese meraklı, kulaklarını farklı kaynaklardan besleyen, ses konusunda eğitim bulmaya/almaya çalışan gençler var. Onlara ne önerirsin?
Birincisi ellerine ne geçerse dinlemeleri gerek. Autechre’dan, Madonna’ya, Ligeti’den Lhasa’ya kadar. Ne kadar farklı estetik anlayış ve ses dünyasını tanırlarsa ileride o kadar doğru karar verebilirler. İkincisi mutlaka en kötüsünden en iyisine tüm farklı mikrofonları, kayıt cihazlarını, tüm teknik ekipmanları tanımaları gerekli. ITÜ MIAM gibi kurumlarda eğitim almaları da kendilerine çok büyük bir artı sağlayacaktır. Tüm bunların dışında eğer mümkünse yurtdışında staj yaparak veya kısa süreli de olsa çalışarak deneyimlerini artırmaları çok faydalı olacaktır.
/// Gezi’yle başladık ses konusuyla devam ettik. Gezi deneyiminde seni en çok etkileyen Ses ne oldu?
Bunun için birçok örnek verilebilir. Elmadağ’da polisten kaçanların duvarlardaki metal plakalara vururken attıkları sloganların sesi, uzakta atılmış olan ses bombasının binalar arasındaki reverberasyonu, Taksim’de yakılan ateşlerin arasında atılan sloganlar, polislerin atmakta olduğu biber gazı bombalarının 100 metre ötedeki sesi ve bunun gibi daha birçok farklı ses. 
Bu sesler ve daha fazlası albümde yer alacak! Kendi kişisel hikayem olarak tabii ki.

No comments: