26.4.13

04. SİNEMATİK BİR DENEYİM



/// Konserin geç başlamasına neden olan kaza neydi? 
Konserin başlangıcına tam 15 dakika kala kafamı ve burnumu 3.kattaki camlı kapıya çarptım. Kanamayı durdurmak için backstagede çok uğraştık. Futbolcuların iğne yaptırıp sahaya çıkmaları gibi ben de burnuma buz koydurup şişmeyi önledikten sonra sahneye çıktım.

/// Konser esnasında sızladı mı hiç burnun?
Konserin ilk 5 dakikası biraz sersem gibiydim açıkçası, ikinci eser “Below the Cold Ocean” ile birlikte müziğin içine girebildim.

/// Bu arada izlediğimiz bir konser değildi aslında. Müzik yapan değil daha çok müziği yönlendiren gibiydin. Bu performans esnasında yanına müzik yapan birileri katılabilir miydi?

Alıştığımız formatta bir konser değildi doğru, çünkü sahnede bir “performer” yok idi. Ancak elektronik müziğin özü aslında bu tip konser sunumları. 1950ler’deki karanlık bir konser salonunda makara banttan eserin çalınması şeklinde idi elektronik müzik konserleri. Oradaki amaç zaten besteci ile müzik arasındaki “performer” ı ortadan kaldırmaktı. Ayrıca bu tip “acousmatic” konser formatında besteci artık bir “performer” oluyor. Sesi doğru bir şekilde mekan içinde dolaştırmak için konser sırasında yapılan “canlı difüzyon” işlemi de bir performans.

/// Salonu adeta gezen seçkiyi nasıl hazırladın? Sinema vurgundan yola çıkıyorum, konseri bir hikaye gibi mi tasarladın? Aynı seslerle başlayıp bitti, bir yolculuk sonunda başa döndük sanki.

Bu seçkiyi hazırlamak sandığımdan daha zor oldu açıkçası. Mesela “Black Falcon” albümünün sound ve estetik anlayışı ile “Freedom to the Black” tamamiyle birbirinden farklı. O yüzden bu farklı sesleri yanyana doğru bir şekilde sıralamak üzerine çok düşündüm. Konserin hem bütününü hem de iki bölümünü kendi içerisinde planladım. Her bölümün kendi içerisinde doruk noktaları ve sakinleştiği anlar vardı. Bir filmin montajını yapar gibi bu noktaları düşünerek tüm bu konser kurgusunu yaptım.  

/// Salon karanlıktı ama seyirciyi izleme fırsatın oldu mu? Görsel de ses gibi salonda dolaştı ama izleyici tamamen sese konsantre oldu gibi geldi bana. Gördüğüm en sessiz konserlerden biriydi. Seyirci deneyime ortak oldu değil mi?

Seyirci deneyime gerçekten ortak oldu. Konsere gelenlerin çok büyük bir çoğunluğu hayatında ilk defa bu tip bir “acousmatic” konser sunumuna geliyordu. Onların tını odaklı böyle 90 dakikalık bir konsere bu kadar tutkulu bir şekilde sarılmaları beni de etkiledi. Aslında Türkiye’de çağdaş müzik ve onun sunumu anlamında daha ne kadar fazla, farklı denemeler yapılabilir konusunda beni düşünmeye sevk etti.

/// Müziği ses kaynağına gönderirken nasıl bir yol izledin? Tarif etmek zor ama sesin salondan uzaklaştığı anlarda, müziği uzaktan duymak etkiyi güçlendirdi. Filmlerde yönetmen duyguyu güçlendirmek için doğru yerde genele geçer ya, aynen öyle oldu.

Ben bu tip “acousmatic” sunumları İngiltere, İrlanda, Fransa, ABD gibi ülkelerdeki festivallerde çokça yaptım o yüzden farklı parçalar ve estetikler için nasıl bir difüzyon başarılı olur konusunda bilgim ve deneyimim var. İzlediğim ana yol her parçanın ruh haline, ses dünyasına göre biçimlendi. Mesela “Five Stages of Grief” gibi mid tempolu ve yavaş yavaş yükselen bir parçada çok hızlı bir difüzyon, seslerin sürekli olarak mekanda hareket ettigi bir performans başarılı olmazdı çünkü o eserin ruhunda böyle bir hareket yok. Bu durumda sesin çok yavaş bir şekilde tek noktadan tüm mekana yayılması daha doğru bir difüzyon tercihi. “Below the Cold Ocean” eserinde ise çok hızlı hareket eden sesler mevcut ve eserin amacı seyirciyi su altında hisettirmek. O yüzden sadece üst kattaki hoparlörleri kullanarak bir şeyin altında olma hissiyatını yaratmaya çalıştım. Ayrıca bu eserdeki çok hızlı hareket eden sesler gibi ben de sesleri mekanda çok hızlı hareket ettirdim difüzyon yaparken. Salonun dışındaki hoparlörleri kullanarak da sinemadaki geniş açı mantığını kullanmış oldum.

/// Görselin gezmesi hoştu ama seçilen imajlar çok anlaşılmadı, bütünüyle bir ışık gösterisi olabilir miydi? Projeksiyonun ışığı görsellerden daha etkileyiciydi aslında. Seyirci kendi zihninde bir sinema yaratırken güçlü bir uyarandı ışık.

Zaten buradaki amaç görsellerin projeksiyonun hareketi ile birlikte bozulmasını sağlamaktı. Bu şekilde sadece gezinen dokular halini aldı bu gorüntüler. Ayrıca hareket eden projeksiyonların kendi ışığı diğer LED ışıkları destekleyen bir hal almış oldu. Müziğimin yarattığı iç içe geçen dünyalar hissi bence bu şekilde ışık ve videoda da hissedildi çünkü hangisi ışık, hangisi video, hangisi projeksiyon sorularını sordurdu dinleyiciye.

/// Berlin Anhalter Bahnhof  gecenin doruk anlarından biriydi. Hikayesini merak ediyorum. Ve tabii albüm ne zaman?

Berlin Anhalter Bahnhof bu sene sonunda ABD’de yayınlanacak “Eleven Short Stories Volume 2” albümünün açılış parçası. Tamamiyle hazırlanmış piyano sesleri üzerine kurulu. Bu serinin ilk albümünde olduğu gibi bu albümde de her parça bir duruma, olaya, görsele dayanıyor. Berlin Anhalter Bahnhof 2.Dünya Savaşı’nda yahudilerin toplama kamplarına götürüldüğü üç ana gardan birisiydi. 1952’den beri kullanılmayan bir durumda.

/// Gizli hoparlör veya anfiler neredeydi? Salondaki en doğru oturma yeri neresiydi, senin yanın mı?

Gizli hoparlörlerin ikisi alt katta, birisi merdiven boşluğunda, gitar anfileri ise ana salonun ortasında yerde idi. Salondaki en doğru oturma yeri mekanın tam ortası denebilecek koltuklardı.

/// Salt'taki konser bundan nasıl farklılaşacak?

Salt’taki konser “acousmatic” formatında sunulmayacak. Acousmatic konserler ancak geniş, yüksek tavanlı mekanlarda başarılı oluyor çünkü sesin mekan içinde dolaşabilmesi için genişliğe ihtiyacı var. Salt’taki konserde 10 sene içerisinde yayınladığım duo albümlerden bir seçkiyi sunacağım. Ancak Borusan Müzik Evi’ndeki konserden farklı olarak bu konserde canlı olarak seslere analog pedallar, dijital efektler vasıtası ile işitsel olarak müdahale edeceğim. Bu şekilde bu duo albümleri tekrar yorumlamış olacağım.

/// Konsere dair en ilginç yorum neydi?

“Konserin sonunda artık konserin başındaki insan değildik” diyenler oldu mesela. Onun dışında tüm konser boyunca müziklerden ilham alarak kara kalem bir çizim yapan hayranım vardı. Konser sonunda bana çizimini gösterdi ve ben de onu imzaladım. Sanat içinde sanat durumu gibiydi. Çok çok enteresandı gerçekten. Bu ve bunun gibi örnekler aslında çağdaş müziğin ve “acousmatic” konser sunumunun hayal gücünü nasıl tetiklediğini çok iyi bir şekilde gösteriyor.

No comments: