/// Konserin geç başlamasına neden
olan kaza neydi?
Konserin başlangıcına tam 15 dakika kala kafamı ve burnumu 3.kattaki camlı kapıya çarptım. Kanamayı durdurmak için backstagede çok uğraştık. Futbolcuların iğne yaptırıp sahaya çıkmaları gibi ben de burnuma buz koydurup şişmeyi önledikten sonra sahneye çıktım.
Konserin başlangıcına tam 15 dakika kala kafamı ve burnumu 3.kattaki camlı kapıya çarptım. Kanamayı durdurmak için backstagede çok uğraştık. Futbolcuların iğne yaptırıp sahaya çıkmaları gibi ben de burnuma buz koydurup şişmeyi önledikten sonra sahneye çıktım.
/// Konser esnasında sızladı mı hiç
burnun?
Konserin ilk 5 dakikası biraz sersem gibiydim
açıkçası, ikinci eser “Below the Cold Ocean” ile birlikte müziğin içine
girebildim.
/// Bu arada izlediğimiz bir konser
değildi aslında. Müzik yapan değil daha çok müziği yönlendiren gibiydin. Bu
performans esnasında yanına müzik yapan birileri katılabilir miydi?
Alıştığımız formatta bir konser değildi doğru,
çünkü sahnede bir “performer” yok idi. Ancak elektronik müziğin özü aslında bu
tip konser sunumları. 1950ler’deki karanlık bir konser salonunda makara banttan
eserin çalınması şeklinde idi elektronik müzik konserleri. Oradaki amaç zaten
besteci ile müzik arasındaki “performer” ı ortadan kaldırmaktı. Ayrıca bu tip
“acousmatic” konser formatında besteci artık bir “performer” oluyor. Sesi doğru
bir şekilde mekan içinde dolaştırmak için konser sırasında yapılan “canlı
difüzyon” işlemi de bir performans.
/// Salonu adeta gezen seçkiyi
nasıl hazırladın? Sinema vurgundan yola çıkıyorum, konseri bir hikaye gibi mi
tasarladın? Aynı seslerle başlayıp bitti, bir yolculuk sonunda başa döndük
sanki.
Bu seçkiyi hazırlamak sandığımdan daha zor oldu
açıkçası. Mesela “Black Falcon” albümünün sound ve estetik anlayışı ile
“Freedom to the Black” tamamiyle birbirinden farklı. O yüzden bu farklı sesleri
yanyana doğru bir şekilde sıralamak üzerine çok düşündüm. Konserin hem bütününü
hem de iki bölümünü kendi içerisinde planladım. Her bölümün kendi içerisinde
doruk noktaları ve sakinleştiği anlar vardı. Bir filmin montajını yapar gibi bu
noktaları düşünerek tüm bu konser kurgusunu yaptım.
/// Salon karanlıktı ama seyirciyi
izleme fırsatın oldu mu? Görsel de ses gibi salonda dolaştı ama izleyici
tamamen sese konsantre oldu gibi geldi bana. Gördüğüm en sessiz konserlerden
biriydi. Seyirci deneyime ortak oldu değil mi?
Seyirci deneyime gerçekten ortak oldu. Konsere
gelenlerin çok büyük bir çoğunluğu hayatında ilk defa bu tip bir “acousmatic”
konser sunumuna geliyordu. Onların tını odaklı böyle 90 dakikalık bir konsere bu
kadar tutkulu bir şekilde sarılmaları beni de etkiledi. Aslında Türkiye’de
çağdaş müzik ve onun sunumu anlamında daha ne kadar fazla, farklı denemeler
yapılabilir konusunda beni düşünmeye sevk etti.
/// Müziği ses kaynağına
gönderirken nasıl bir yol izledin? Tarif etmek zor ama sesin salondan
uzaklaştığı anlarda, müziği uzaktan duymak etkiyi güçlendirdi. Filmlerde
yönetmen duyguyu güçlendirmek için doğru yerde genele geçer ya, aynen öyle
oldu.
Ben bu tip “acousmatic” sunumları İngiltere,
İrlanda, Fransa, ABD gibi ülkelerdeki festivallerde çokça yaptım o yüzden
farklı parçalar ve estetikler için nasıl bir difüzyon başarılı olur konusunda
bilgim ve deneyimim var. İzlediğim ana yol her parçanın ruh haline, ses
dünyasına göre biçimlendi. Mesela “Five Stages of Grief” gibi mid tempolu ve
yavaş yavaş yükselen bir parçada çok hızlı bir difüzyon, seslerin sürekli
olarak mekanda hareket ettigi bir performans başarılı olmazdı çünkü o eserin
ruhunda böyle bir hareket yok. Bu durumda sesin çok yavaş bir şekilde tek
noktadan tüm mekana yayılması daha doğru bir difüzyon tercihi. “Below the Cold
Ocean” eserinde ise çok hızlı hareket eden sesler mevcut ve eserin amacı
seyirciyi su altında hisettirmek. O yüzden sadece üst kattaki hoparlörleri kullanarak
bir şeyin altında olma hissiyatını yaratmaya çalıştım. Ayrıca bu eserdeki çok
hızlı hareket eden sesler gibi ben de sesleri mekanda çok hızlı hareket
ettirdim difüzyon yaparken. Salonun dışındaki hoparlörleri kullanarak da
sinemadaki geniş açı mantığını kullanmış oldum.
/// Görselin gezmesi hoştu ama
seçilen imajlar çok anlaşılmadı, bütünüyle bir ışık gösterisi olabilir miydi?
Projeksiyonun ışığı görsellerden daha etkileyiciydi aslında. Seyirci kendi
zihninde bir sinema yaratırken güçlü bir uyarandı ışık.
Zaten buradaki amaç görsellerin projeksiyonun
hareketi ile birlikte bozulmasını sağlamaktı. Bu şekilde sadece gezinen dokular
halini aldı bu gorüntüler. Ayrıca hareket eden projeksiyonların kendi ışığı
diğer LED ışıkları destekleyen bir hal almış oldu. Müziğimin yarattığı iç içe
geçen dünyalar hissi bence bu şekilde ışık ve videoda da hissedildi çünkü
hangisi ışık, hangisi video, hangisi projeksiyon sorularını sordurdu
dinleyiciye.
/// Berlin Anhalter Bahnhof gecenin doruk anlarından biriydi. Hikayesini
merak ediyorum. Ve tabii albüm ne zaman?
Berlin Anhalter Bahnhof bu sene sonunda ABD’de
yayınlanacak “Eleven Short Stories Volume 2” albümünün açılış parçası.
Tamamiyle hazırlanmış piyano sesleri üzerine kurulu. Bu serinin ilk albümünde
olduğu gibi bu albümde de her parça bir duruma, olaya, görsele dayanıyor.
Berlin Anhalter Bahnhof 2.Dünya Savaşı’nda yahudilerin toplama kamplarına götürüldüğü
üç ana gardan birisiydi. 1952’den beri kullanılmayan bir durumda.
/// Gizli hoparlör veya anfiler
neredeydi? Salondaki en doğru oturma yeri neresiydi, senin yanın mı?
Gizli hoparlörlerin ikisi alt katta, birisi
merdiven boşluğunda, gitar anfileri ise ana salonun ortasında yerde idi. Salondaki
en doğru oturma yeri mekanın tam ortası denebilecek koltuklardı.
/// Salt'taki konser bundan nasıl
farklılaşacak?
Salt’taki konser “acousmatic” formatında
sunulmayacak. Acousmatic konserler ancak geniş, yüksek tavanlı mekanlarda
başarılı oluyor çünkü sesin mekan içinde dolaşabilmesi için genişliğe ihtiyacı
var. Salt’taki konserde 10 sene içerisinde yayınladığım duo albümlerden bir
seçkiyi sunacağım. Ancak Borusan Müzik Evi’ndeki konserden farklı olarak bu
konserde canlı olarak seslere analog pedallar, dijital efektler vasıtası ile
işitsel olarak müdahale edeceğim. Bu şekilde bu duo albümleri tekrar yorumlamış
olacağım.
/// Konsere dair en ilginç yorum
neydi?
“Konserin sonunda artık konserin başındaki insan
değildik” diyenler oldu mesela. Onun dışında tüm konser boyunca müziklerden
ilham alarak kara kalem bir çizim yapan hayranım vardı. Konser sonunda bana
çizimini gösterdi ve ben de onu imzaladım. Sanat içinde sanat durumu gibiydi.
Çok çok enteresandı gerçekten. Bu ve bunun gibi örnekler aslında çağdaş müziğin
ve “acousmatic” konser sunumunun hayal gücünü nasıl tetiklediğini çok iyi bir
şekilde gösteriyor.